11 Mayıs 2015 Pazartesi

Homo sapiens sapiens




Öncelikle kısa bir binomial adlandırmayı hatırlatmak isterim :

Alem : Animalia ( hayvanlar )
Şube : Chordata ( kordalılar )
Sınıf : Mammalia ( memeliler )
Takım : Primates ( primatlar )
Alt takım : Haplorrhini
İnfra takım : Simiiformes
Parvorder : Catarrhini ( eskidünya maymunları )
Üst familya : Hominoidea (insansılar )
Familya : Hominidae ( büyük insansılar )
Alt familya : Homininae
Oymak : Hominini
Alt oymak : Hominina
Cins : Homo ( insan )
Tür : Homo sapiens ( farkında olan insan )
Alt tür : Homo sapiens sapiens ( farkındalığının farkında olan insan )

Farkındalığının farkında olan insanlar diye kendimizi adlandırdık. Acaba neyin farkındayız ?
Kendimize toplumsal normlar ve yazısız kurallar koyup, bir de üstüne her şeyi kendimize hak görmeyi mi ?

Bir düşünsenize dünyadaki tüm canlıların envayi çeşit yetenekleri var. Kimi hem yüzebilirken hem uçabiliyor. Kimi gözle görülmeyecek kadar küçük oldukları halde ışıklar saçabiliyor. Kimi kimi. Yazsam sayfalar yetmez.

Ama biz ; homo sapiens sapiens'ler ne ışık saçabiliyoruz, ne adam gibi yüzebiliyoruz, ne adam gibi koşabiliyoruz, ne adam gibi bağışıklık sistemimiz var, ne adam gibi tırmanabiliyoruz. Herşey bir kenara 1.5 yaşına gelene kadar adam gibi yürüyemiyoruz bile. Paytak paytak düşe kalka..

Ama farkındalığımızın farkında olduğumuz için Dünya Ekosistemi'ne hükmetmeyi kendimize hak görüyoruz. Tüyü değerli diye bir tüccar tarafından neslinin son örneği kalmış papağanı acımasızca öldürebiliyoruz. Ya da pet şişelere tıkabiliyoruz. Daha fazla güç, daha fazla enerji için sanayileşiyoruz, nükleerler kuruyoruz, betonermeye dönüşüyoruz ve bize benzemeyen canlıları ötekileştirip, kendi dünyalarında sığınak gibi yaşatıyoruz. Sonra da onlara Karabaş, Patron, Minnoş diye isimler koyuyoruz.

Kloro-florokarbon (CFC) ozon tabakasına ciddi zararlar verirken, biz o CFC'lerle üretilen klimaların altında püfür püfür dinleniyoruz. Eserimizle gurur duyarcasına.

Verimli toprakları kimyasallaştırıp, tüm yapıyı alt üst ettikten  sonra da organik ürün diye milyonlar satıyoruz.

Minimalist düşünen aklımızla yüz yıllardır varolan sistemi çözmeye ve kendimizi korumak için sistemler geliştirmeye çalışıyoruz. Ki bir grip virüsü için bile her sene yeni aşı geliştirmek zorunda kalıyoruz.

Keşke tüm canlılık bukelamunlar gibi kamufule olabilseler de, basit görme yeteneğimizle hiç birini farkedemesek. Hiç birine zarar vermeyi kendimizde hak bulamasak. El pençe saygı duyulacak bir ekosistemi kendi ticaretimiz, paramız, hiyerarşiliğimiz, egomuz ve daha nicesi için bozamasaydık.

Benim göz yaşım buharlaşıp Çin'de yağmur olarak yağabiliyorken, keşke hep ağlasaydık. Mahfettiklerimize ağlasaydık.










21 Nisan 2015 Salı

Love Hurts



Annem hep derdi " kızdığın insanların bir an için öldüğünü düşün". Bu yüzden affediciliğim anneden gelir. Genetik gibi bir şey.

Daha bir anne olmadan, anneyim. Sanki.. Sakınıcı, özleyen, kıymet bilen, savunan, öpmekten çok koklamayı seven, belki de gece üstünü örten..

Asla bir baba olmadan da bir babayım aslında. Koruyucu, güven veren, bir kenarda dursa da iyi ki var denen. Belki de denmeyen, bilmiyorum.

Ama ben iyi ki var dedim. İyi ki var ki şu dünyada, inanmak için bir din gibi, tutunmak için bir güç, hayal kurmak için bir tema, yazmak için bir neden. Biri hakkında yazabilmek, duygularını en kalın zincirlerle mahzene kapatmış, anahtarı da yutmuş bir insan için başarılı bir hırsızlık operasyonu gibi. Öyle ki mahzen kapısı kolayca açılır, öyle ki o zincirler, karşılarında dünyanın en büyülü manzarasını görmüşcesine zincirlerini eriterek teslim olur.

İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisini seninle çürütecek zıt teoriler gelişiyor kafamda. Fiziksel ihtiyaçlardan daha ön planda ait olma ihtiyacım. Nefesi, besini, suyu bir kenara bırak. Zaten çokta gerekli değil. Nasıl gerekli olabilir ki sevgiyle beslenen bir insan için bunlar ?

Belki de hiç bir zaman dünya tarihine imza atacak bir insan olmayacağım. Azrail'le mecburi buluşmamdan sonra, geride kalan çer çöpüme kimse önem vermeyecek belki. 10 senedir niye bir çikolata kabı, yada 3 senedir niye bir parti bileti saklamış ki çok saçma derler. Bilmezler ki ben o parti biletinin anısına roman yazarım, sonu gelmez. Okursan yanar ciğerlerinden geçen hava. Gözyaşlarının akmaya cürret bile edemez kelimelerin dansından. Ne hadlerine!

Yetişemedim belki de. Uzanamayacağım bir yükseklikteydi umutlarım. Parmak uçlarımda değebildim sadece. Bale yapar gibi. Bir bebeğin aldığı ilk oksijen gibi ne ile karşı karşıya kaldığını şaşırdı hücrelerim. Kılcallarıma kadar basınç patlamasıydı değebilmek. Fizyolojiyi kanunları çöktü bile.

Off.. Bir bakışı var, tarih yazar. Gülüşüne hiç girmiyorum. Geçenlerde üstünde epey konuştum. Bin katı kadar da düşündüm.

Anca yazarım işte ben de. Başka türlü olmaz. Konuşmayı unutuyorum en ufak bir mimiğinde. Neyse ki "gamzesi yok" tek tesellim. Ya da ?! Var mı ?!. Herneyse bakamadım ki gözlerinden.

Ne demiş ünlü düşünür Incubus, Love hurts, but sometimes it's a good hurt and it feels like I'm alive.



20 Nisan 2015 Pazartesi

Bir küçük çocuk.


             Konuşmuyoruz pek, zaten gerekte yok kelimelere. Aramızda tutturduğumuz frekansın şiddeti tecavüz ediyor zihnime. Güzel siluetin kör noktama düşüyor gözlerimde. Bir siluet, bin dert yaratıyor. Sanki var olan dertler yetmezmiş gibi birde. 

             Işıkları açma. Gerek yok varlığında. Titreyen bedenin kokunun tüm güzelliğini yayıyor etrafa. İhtiyacım yok mesafesizliklere.

             Güzel çocuk desem,öyle desem böyle desem..olmaz. Her kelime kıskanıyor kendinden öncekini, her harf diğerinin boğazına yapışıyor "ben anlatacağım en güzel düşünceyi". Yetemediklerini biliyorlar. Hepsinin boynu bükük, sıralarını bekliyorlar.
             
              Sen sanıyor musun ki divan edebiyatıyla halk edebiyatıyla olacak iş bu ? Ne post-modern'i kalır ne varoluşçusu. Ne romanı anlatır, ne masalı. Gülüşünün kıyılarına vuran güneş tenime değdiği an yeni edebiyat türlerine gebe kalırım. İmpulslarım "sancak ileri" tam gaz çalışır. Varoluşumuzdaki binlerce sperm gibi kelimeler kelimeleri, cümleler cümleleri, nefesim nefesini kovalar. Zorlu yarış ziyadesiyle.

             Konuşmayalım senle, bırak kavuşmayalım mühim değil inan. Sadığım varlığının farkındalığına.

             Belki bir gün "bir gün hatırlar mısın?" la başlar. "Keşke"yle biter. Seninle tüm "keşke"ler bile güzel.