21 Nisan 2015 Salı
Love Hurts
Annem hep derdi " kızdığın insanların bir an için öldüğünü düşün". Bu yüzden affediciliğim anneden gelir. Genetik gibi bir şey.
Daha bir anne olmadan, anneyim. Sanki.. Sakınıcı, özleyen, kıymet bilen, savunan, öpmekten çok koklamayı seven, belki de gece üstünü örten..
Asla bir baba olmadan da bir babayım aslında. Koruyucu, güven veren, bir kenarda dursa da iyi ki var denen. Belki de denmeyen, bilmiyorum.
Ama ben iyi ki var dedim. İyi ki var ki şu dünyada, inanmak için bir din gibi, tutunmak için bir güç, hayal kurmak için bir tema, yazmak için bir neden. Biri hakkında yazabilmek, duygularını en kalın zincirlerle mahzene kapatmış, anahtarı da yutmuş bir insan için başarılı bir hırsızlık operasyonu gibi. Öyle ki mahzen kapısı kolayca açılır, öyle ki o zincirler, karşılarında dünyanın en büyülü manzarasını görmüşcesine zincirlerini eriterek teslim olur.
İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisini seninle çürütecek zıt teoriler gelişiyor kafamda. Fiziksel ihtiyaçlardan daha ön planda ait olma ihtiyacım. Nefesi, besini, suyu bir kenara bırak. Zaten çokta gerekli değil. Nasıl gerekli olabilir ki sevgiyle beslenen bir insan için bunlar ?
Belki de hiç bir zaman dünya tarihine imza atacak bir insan olmayacağım. Azrail'le mecburi buluşmamdan sonra, geride kalan çer çöpüme kimse önem vermeyecek belki. 10 senedir niye bir çikolata kabı, yada 3 senedir niye bir parti bileti saklamış ki çok saçma derler. Bilmezler ki ben o parti biletinin anısına roman yazarım, sonu gelmez. Okursan yanar ciğerlerinden geçen hava. Gözyaşlarının akmaya cürret bile edemez kelimelerin dansından. Ne hadlerine!
Yetişemedim belki de. Uzanamayacağım bir yükseklikteydi umutlarım. Parmak uçlarımda değebildim sadece. Bale yapar gibi. Bir bebeğin aldığı ilk oksijen gibi ne ile karşı karşıya kaldığını şaşırdı hücrelerim. Kılcallarıma kadar basınç patlamasıydı değebilmek. Fizyolojiyi kanunları çöktü bile.
Off.. Bir bakışı var, tarih yazar. Gülüşüne hiç girmiyorum. Geçenlerde üstünde epey konuştum. Bin katı kadar da düşündüm.
Anca yazarım işte ben de. Başka türlü olmaz. Konuşmayı unutuyorum en ufak bir mimiğinde. Neyse ki "gamzesi yok" tek tesellim. Ya da ?! Var mı ?!. Herneyse bakamadım ki gözlerinden.
Ne demiş ünlü düşünür Incubus, Love hurts, but sometimes it's a good hurt and it feels like I'm alive.
20 Nisan 2015 Pazartesi
Bir küçük çocuk.

Konuşmuyoruz pek, zaten gerekte yok kelimelere. Aramızda tutturduğumuz frekansın şiddeti tecavüz ediyor zihnime. Güzel siluetin kör noktama düşüyor gözlerimde. Bir siluet, bin dert yaratıyor. Sanki var olan dertler yetmezmiş gibi birde.
Güzel çocuk desem,öyle desem böyle desem..olmaz. Her kelime kıskanıyor kendinden öncekini, her harf diğerinin boğazına yapışıyor "ben anlatacağım en güzel düşünceyi". Yetemediklerini biliyorlar. Hepsinin boynu bükük, sıralarını bekliyorlar.
Sen sanıyor musun ki divan edebiyatıyla halk edebiyatıyla olacak iş bu ? Ne post-modern'i kalır ne varoluşçusu. Ne romanı anlatır, ne masalı. Gülüşünün kıyılarına vuran güneş tenime değdiği an yeni edebiyat türlerine gebe kalırım. İmpulslarım "sancak ileri" tam gaz çalışır. Varoluşumuzdaki binlerce sperm gibi kelimeler kelimeleri, cümleler cümleleri, nefesim nefesini kovalar. Zorlu yarış ziyadesiyle.
Konuşmayalım senle, bırak kavuşmayalım mühim değil inan. Sadığım varlığının farkındalığına.
Belki bir gün "bir gün hatırlar mısın?" la başlar. "Keşke"yle biter. Seninle tüm "keşke"ler bile güzel.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
