Kulaklarıma bir müzik çalınıyor yıllar sonra.. Ne ara, ne kadar da eskimiş hikayelerim tozlu raflarda.. Nasılda günlerimi çerçöp etmişim senelerce mükemmel geçtiklerini düşünerek... Siz hiç yılların tecrübesini, emeğini, duygularını, bilmişliklerini, ukalalıklarını, egolarını bir kenara attınız mı? ben bunların hepsini attım. Bunlardan bu kadar erken sıyrıldım. Siz yanarken gelip üstünüze işemeye üşenen dostluklardan, beyninizi ele geçirmiş egolardan, olur olmadık yerde kişiliğinizden çok farklı şeyler size yaptıran lanet kıskançlık duygusundan, o yaptı ben de yapmalıyımcıklıklardan. Sıyrıldım. Çekti aldı beni. Çekti aldı her nefesinde içine beni.
Ve bir müzik çalındı kulağıma yıllar sonra. Yazılmamış en
güzel melodiydi ses tınısı. Ve en güzel atış sesiydi kalbi tüm ritimlerin
üstünde. Ne güzelde gülüyor, ne de güzel bakıyor bana. Bir kış günü karlar
içinde bata çıka yürüyüp eve bitap halde geldikten sonra alınan duş gibi.. Ya
da pencerenin kenarında özene bezene beslediğin o pıtır..pıtırcık..pıtırgan..
ya da her neyse işte gelin gibi olan beyaz çiçeğinin saksısına yumurtalarını
bırakan ve anne güvercinin yavruları için “en güvenli yer” ilan edilmeye layık
görülen saksın. O his. Yavruların birer birer yumurtadan çıkıp ilk
viyaklamalarını duymak gibi sıcak. Ilık ılık. Kalbinden tüm damarlarına yayılan
o muhteşem, eşsiz ve nadir olan o his.
“İnsan kaç kere sevebilir?”. Bu soruya eminim hepinizin cevabı vardır. Kimi “bir kere” kimi der “bin kere”. Öyle değil arkadaş. Tecrübelerimden sıyrılmış ama onlardan ders almış bir insan olarak açık yüreklilikle söylemeliyim ki ; Seversin, seversin, seversin.. Ama bir gün öyle birisi gelir ki; ben hiç sevmemişim dersin. Öyle birisidir ki o.. İşte tüm tecrübelerini, emeğini, duygularını, bilmişliklerini, ukalalıklarını, egonu bir kenara atarsın. Kendini tanıyamazsın. “Ben neler yapıyorum?” cümlesini bu sefer kendinde şaşırdığın tüm iyi davranışlar için söylemeye başlarsın.
“Ben ne yapıyorum?”. İnanın ne yaptığımı bende bilmiyorum. Ama iyi ki yapıyorum. Keşke herkes benim yapabildiğimi yapabilse. Keşke herkes şuanda benim hissettiklerimi ömründe 1 kerecik dahi olsa hissedebilse.
Çok şey gördük; karşılıksız aşklar, intaharlar, kesmeler biçmeler, ya benimsin ya kara toprağınsıncıklar, mükemmel aşk yaşıyoruz diyip iki gün sonra sikindirik bir konudan ayrılanlar.. Bu öyle bi’şey değil. Bu öyle bişey asla değil. Yazıya dökülemeyecek, resmedilemeyecek, bestelenmeyecek bi’şey. Bu benim içimde, aklımda, kalbimde, damarlarımda, hücrelerimde. Kan değil bende pompalanan. Hücrelerim gülümsüyor içimde. Bu 22 yıldır akan kanım olamaz.
Kimse memnun değildir çoğu zaman hayatından. Hep eksiler vardır çevresinde gördüğü ve kendisini etkiyen. Bu yüzden herkesin bir ütopyası vardır, içine saklandığı zaman zaman. Huzurdur bulduğu. Ben tek atımlık hayatımda ütopyamı yaşıyorum. Hatta bunun çok daha ötesinde. Dünya dil literatüründe yaşadığım şeyleri ifade edebilecek hiçbir kelime yok. Onu seviyorum? I love him? Hah. Çok klişe. Bu değil, bu hiç değil. Daha farklı bi’şey istiyorum.. Onu anlatırken Osmanlıca’dan girip Fransızca’dan çıkıyorum.
“İnsan kaç kere sevebilir?”. Bu soruya eminim hepinizin cevabı vardır. Kimi “bir kere” kimi der “bin kere”. Öyle değil arkadaş. Tecrübelerimden sıyrılmış ama onlardan ders almış bir insan olarak açık yüreklilikle söylemeliyim ki ; Seversin, seversin, seversin.. Ama bir gün öyle birisi gelir ki; ben hiç sevmemişim dersin. Öyle birisidir ki o.. İşte tüm tecrübelerini, emeğini, duygularını, bilmişliklerini, ukalalıklarını, egonu bir kenara atarsın. Kendini tanıyamazsın. “Ben neler yapıyorum?” cümlesini bu sefer kendinde şaşırdığın tüm iyi davranışlar için söylemeye başlarsın.
“Ben ne yapıyorum?”. İnanın ne yaptığımı bende bilmiyorum. Ama iyi ki yapıyorum. Keşke herkes benim yapabildiğimi yapabilse. Keşke herkes şuanda benim hissettiklerimi ömründe 1 kerecik dahi olsa hissedebilse.
Çok şey gördük; karşılıksız aşklar, intaharlar, kesmeler biçmeler, ya benimsin ya kara toprağınsıncıklar, mükemmel aşk yaşıyoruz diyip iki gün sonra sikindirik bir konudan ayrılanlar.. Bu öyle bi’şey değil. Bu öyle bişey asla değil. Yazıya dökülemeyecek, resmedilemeyecek, bestelenmeyecek bi’şey. Bu benim içimde, aklımda, kalbimde, damarlarımda, hücrelerimde. Kan değil bende pompalanan. Hücrelerim gülümsüyor içimde. Bu 22 yıldır akan kanım olamaz.
Kimse memnun değildir çoğu zaman hayatından. Hep eksiler vardır çevresinde gördüğü ve kendisini etkiyen. Bu yüzden herkesin bir ütopyası vardır, içine saklandığı zaman zaman. Huzurdur bulduğu. Ben tek atımlık hayatımda ütopyamı yaşıyorum. Hatta bunun çok daha ötesinde. Dünya dil literatüründe yaşadığım şeyleri ifade edebilecek hiçbir kelime yok. Onu seviyorum? I love him? Hah. Çok klişe. Bu değil, bu hiç değil. Daha farklı bi’şey istiyorum.. Onu anlatırken Osmanlıca’dan girip Fransızca’dan çıkıyorum.
Dünyayı gezme tecrübemden bahsetmedim hiç sanırım. Ne Google Earth’ler ne Youtube’lar ne
Wikipedia’lar.. Neler neler. Çok gezdim. Ama gördüğüm hiçbir görüntü onun gözleri
değildi. Onun gözlerinin derinliğinde ben tüm güzellikleri gördüm. Dünya
yeşilinin nasıl nefes alıp verdiğini,
bulutların nasıl göz kırptığını, denizlerinde ki o muhteşem taşın
köpüklerin arasından nasıl karaya vurduğunu ben onun gözlerinde gördüm. Ben gördüm ! Bir başkası değil. Bakamazsınız
ona benim baktığım gibi. Göremezsiniz benim gördüklerimi. Durgun ve berrak
suyunun altında ne fırtınalar koptuğunu, kahkahası tüm odayı inletirken aslında
neye ağladığını, ağlarken aslında gözyaşlarında ki gülümsemeleri.. O benim.
Diğer sevgiler nedir ki aile sevgisinin yanında denir. Evet doğruda denir. Bir insanı koşulsuz şartsız sevmek muhteşem zor bir meziyettir. Nadiren fire verilir. Ama bu böyledir. Aşık olduğun kişi bu sevgiye +1 dir. Bu da hep böyledir. Ama bu klişe bende etkisini göstermedi. O benim doğmamış kardeşim, o benim babamdan alamadığım tüm sevgiler, o benim paylaşamadığım sırlar, serzenişlerim, gözyaşlarım, mutluluğum, annem, babam, dostum, sevgilim. O benim en yakın arkadaşım.
En yakın arkadaş. Dost. Ne kadar muhteşem kavramlar. Sevgili. Bu da bizim ayrılmaz bir parçamız. Ama bunların hepsinin tek bedende toplanması. Muhteşemden ziyade mucize.
Uyurken birini izlemek ve Allah’a her gün onu sana verdiği için şükretmek. Onun küçücük kalbinde senin sevginin olduğunu bilmek akıl almaz bi’şey.
Zaten bir şair değilim ya da bir erkek değilim : saçları omuzlarından dökülüyor cümlesini kafiye ve betimlemelerle çılgınca süsleyecek. Sadece tek kusuru bana aşık olan birine, bir annenin evladına beslediğinden de öte bir sevgi beslemem. Saplantılı, geri dönülmez bir güçle bağlanmak.
Güç bizimle olsun.
Her sabah gözümü açtığımda şımarmak istediğim o insana…
Diğer sevgiler nedir ki aile sevgisinin yanında denir. Evet doğruda denir. Bir insanı koşulsuz şartsız sevmek muhteşem zor bir meziyettir. Nadiren fire verilir. Ama bu böyledir. Aşık olduğun kişi bu sevgiye +1 dir. Bu da hep böyledir. Ama bu klişe bende etkisini göstermedi. O benim doğmamış kardeşim, o benim babamdan alamadığım tüm sevgiler, o benim paylaşamadığım sırlar, serzenişlerim, gözyaşlarım, mutluluğum, annem, babam, dostum, sevgilim. O benim en yakın arkadaşım.
En yakın arkadaş. Dost. Ne kadar muhteşem kavramlar. Sevgili. Bu da bizim ayrılmaz bir parçamız. Ama bunların hepsinin tek bedende toplanması. Muhteşemden ziyade mucize.
Uyurken birini izlemek ve Allah’a her gün onu sana verdiği için şükretmek. Onun küçücük kalbinde senin sevginin olduğunu bilmek akıl almaz bi’şey.
Zaten bir şair değilim ya da bir erkek değilim : saçları omuzlarından dökülüyor cümlesini kafiye ve betimlemelerle çılgınca süsleyecek. Sadece tek kusuru bana aşık olan birine, bir annenin evladına beslediğinden de öte bir sevgi beslemem. Saplantılı, geri dönülmez bir güçle bağlanmak.
Güç bizimle olsun.
Her sabah gözümü açtığımda şımarmak istediğim o insana…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder